İçeriğe geç
  • Dolar 49,6281
  • Euro 55,7043
  • Sterlin 66,5852
  • Bitcoin 4.055.287 ▼ %2,32

Marmara Denizi & Balıkçılık

İzmir ve Mersin kıyı hatlarında deniz yükselmesi ve taşkın riski bekleniyor

İzmir ve Mersin kıyı hatlarında deniz yükselmesi ve taşkın riski bekleniyor

İstanbul Aydın Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Antalya'daki COP31 öncesi kritik bir iklim raporu yayımladı. Raporda, özellikle İzmir'in Mavişehir, Alsancak ve Kordon bölgeleri ile Mersin kıyılarında deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı erozyonu ve ani taşkın risklerinin ciddi boyutlara ulaştığı vurgulandı.

İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Mühendislik Fakültesi, Antalya'da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde Türkiye'nin iklim ve ekonomi gündemini ele alan kapsamlı bir çalışma hazırladı. Akademisyenler Prof. Dr. Hasan Saygın ve Doç. Dr. Hasan Volkan Oral editörlüğünde, çeşitli disiplinlerden uzmanların katkılarıyla oluşturulan 'Türkiye'nin COP31 Yol Haritası: Sürdürülebilirlik, Net Sıfır ve Yapısal Dönüşüm için Stratejik Öneriler' başlıklı rapor, kamuoyunun dikkatine sunuldu. Çalışma, zirvenin yalnızca diplomatik bir buluşma olmadığını, ülkenin 2053 'Net Sıfır' hedeflerine giden yolda kritik bir geçiş noktası teşkil ettiğini belirtiyor.

Sonsoz'da yayınlanan habere göre, raporda küresel ısınmanın yerleşim yerleri üzerindeki etkilerine dair çarpıcı veriler paylaşıldı. 2050 yılına kadar iklim kaynaklı aşırı hava olayları nedeniyle yaklaşık 1 milyar insanın yerinden olabileceği öngörüsüyle, Türkiye'deki düşük rakımlı kıyı kentleri için uyarılarda bulunuldu. İzmir'in Mavişehir, Alsancak ve Kordon bölgeleri ile Mersin kıyılarında deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı erozyonu ve ani taşkın tehlikesinin arttığına işaret edildi. Prof. Dr. Hasan Saygın, bu bölgelerde acilen 'sünger kent' uygulamalarının, yeşil altyapı yatırımlarının ve doğa temelli koruma planlarının hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

Raporun ekonomik boyutunda ise Avrupa Birliği'nin 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin uygulamaya koyduğu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) öne çıkıyor. Türkiye imalat sanayi ihracatının yüzde 94'ünden fazlasını oluşturduğu için, çimento, demir-çelik, alüminyum, elektrik ve gübre gibi sektörlerdeki ürünlerin karbon içeriklerine göre mali yükümlülükle karşılaşacağı hatırlatıldı. Bu durumun, düşük karbonlu üretim ve enerji verimliliğini sanayiciler için bir tercih olmaktan çıkarıp 'temel rekabet koşulu' haline getirdiği vurgulandı.

Çalışmada ekolojik tahribat ve doğal kaynak kullanımı da masaya yatırıldı. Türkiye'de dar alanlara sıkışmış yaklaşık 4 bin endemik bitki türünden bin 300'ünün yok olma riski taşıdığı belirtildi. Kuraklık ve yüksek sıcaklıkların etkisiyle ortalama orman yangını sayısının yüzde 50 arttığı, yanan alan miktarının ise dört katına çıktığı kaydedildi. Ayrıca, tatlı su kaynaklarının yüzde 70 ile 80'inin kullanıldığı tarımsal sulamada geleneksel yöntemlerin yarattığı israfın yer altı sularını tükettiği ve hidrolojik kuraklığı derinleştirdiği ifade edildi. Kapalı ve basınçlı boru hatlarına geçiş ile arıtılmış atıksu kullanımının hem su tasarrufu sağlayacağı hem de emisyon düşüşüne katkı sunacağı aktarıldı.

Enerji altyapısına ilişkin değerlendirmelerde ise elektrikli araç pazar payının yüzde 18,9'a ulaşmasıyla şebekeler üzerindeki yükün arttığına dikkat çekildi. Özellikle akşam saatlerindeki tepe talebinin iletim hatlarını zorladığı belirtilen raporda, asıl sorunun yeni santral inşası değil, 'şebeke esnekliği ve depolama' kapasitesinin artırılması olduğu savunuldu. Akıllı şarj sistemleri, araçtan şebekeye enerji aktarımı (V2G) ve Batarya Enerji Depolama Sistemlerinin (BESS) yaygınlaştırılmasının aciliyet taşıdığı uyarısında bulunuldu.

TürkAta Haber Ajansı
Marmara Gündemi

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…